Neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Belediye başkanı adayları nasıl bir yol izlemeli ?
July 3, 2018
Reklamsız siyasi marka yaratımı neden seçim kazanmanın en etkili yoludur ?
August 13, 2018

Neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

seçim
Sizce seçimlerde sandık başarısını sağlayan faktör nedir? Parti programı? Atılan tweet miktarı? Gerçekleştirilen miting sayısı? Polemiklerden başarı ile çıkma oranı? Seçim şarkısı? Giydirilip sokaklarda gezdirilen araç sayısı? Asılan bayrak ve poster miktarı? Dağıtılan on binlerce broşür? Ekonomik ve sosyal haklar üzerinden verilen vaatler? Siyasi rakibin ne kadar başarısız ve yetersiz olduğunun tekrarlanması? Meşhur “Kapı Kapı Dolaşacağız” düsturu?

Eğer genel seçimlere bu faaliyetleri odak alarak hazırlanıyor ve çalışmalarınızı bu çerçevede yürütüyorsanız, siyasetin Türkiye haritasında yer alan renklerde bir değişiklik sağlamanızın oldukça güç olduğunu şimdiden belirtelim. 

Peki, harcanan onca emeğe ve finansal kaynaklara rağmen neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Tecrübelerimizden çıkardığımız sonuçları sizlerle paylaşmak istedik…

MARKA SİYASETİ : ELDEKİ KUŞ İLE DALDAKİ KUŞ İKİLEMİNİ ÇÖZMENİN ANAHTARI

Seçimler ve seçmen psikolojisi her ne kadar karmaşık parametrelere dayansa da aslında seçimlerde seçmenin nihai kararını dayandırdığı tek bir parametre vardır:

Elimdeki bir kuş mu iyi, daldaki iki kuş mu? Daldaki iki kuşu tercih ederim ama onların elime geçmesinin bir garantisi yok…Bununla birlikte, elimde zaten iyi kötü idare eden bir kuş varken neden daldaki iki kuşu tercih ederek belkide elimdeki bir kuştan da olayım?

İşte her genel seçimden sonra pazar akşamı açıklanan seçim sonuçlarının “Nasıl böyle bir sonuç ortaya çıkabilir?” diye değerlendirilmesindeki en önemli faktör, seçmenin daldaki iki kuşu vaat eden aday ile güven ilişkisi kuramadığı için eldeki bir kuşu tercih etmesidir.

Tahmin edeceğiniz üzere, buradaki anahtar kelime “Güven İlişkisi“dir. Seçmenle güven ilişkisi kurmanın yolu da ne mitingler düzenlemekle, ne sokakları bayrak ve posterlerle donatmakla, ne de televizyonda büyük harcamalar yaparak reklam döndürmekle sağlanmaz.

Seçmenle güven ilişkisi, ancak uzun vadeli “Siyasi Marka Yapılandırması ve Yönetimi” ile mümkün olur. Çünkü, tüketim toplumu haline gelmiş Türk toplumunda tercih konusu olabilmek için seçmenin -yani tüketicinin- size güvenmesini sağlayacak tüm değerleri kendi siyasi markanızda bulundurmanız gereklidir.

SEÇMEN SİZİ DİNLER AMA MARKA DEĞERİNİZE GÖRE OY VERİR

Evet, yanlış okumadınız…Nasıl şirketlerin, hizmetlerin, ürünlerin bir marka değeri varsa, siyasetçinin de bir marka değeri vardır. Bu marka değeri siyasetçinin aslında “Ne olduğundan” çok “Nasıl algılandığı” ile ilintilidir.

Dünyanın hiç bir yerinde seçmen rasyonel saiklerle oy tercihi yapmaz. Neredeyse tamamen subjektif kriterler üzerinden, psikolojik nedenler ile oyunu kullanır.

Sonuçta, meşhur “Kapı kapı dolaşacağım, çalmadık kapı bırakmayacağım” düsturu ile işe başladığınızda büyük çoğunlukla konuştuğunuz insanları ikna ettiğinizi düşünürsünüz…

Fakat gerçekte seçmen sizi dinler, söylediklerinize çoğunlukla “Haklısınız” şeklinde karşılık verir, ama oyunu kullanırken ne söylediğinize göre değil, ona ne hissettirdiğinize göre tercihini yapar.

Uzun lafın kısası, siyasi başarınız, siyasi markanızın bir adım bile ötesine geçemez.

BİLİŞSSEL UYUMSUZLUK TEORİSİ SEÇİM SONUÇLARINI NASIL ETKİLİYOR?

Anımsayacağınız üzere 24 Haziran seçim kampanyaları esnasında bir başkan adayı rakibi için “Bu şartlar altında %1 bile oy alamaması gerekir” şeklinde bir “öngörüde” bulunmuştu. Dönemin şartları değerlendirildiğinde, aksi iddia edilebileceği gibi, bunu isabetli bir öngörü olarak da değerlendirmek mümkündür.

Gelin görün ki, Türkiye’de siyaset bu analizin girişinde sıraladığımız miting yapma, bayrak asma, araç giydirme, seçim şarkısı çalma faaliyetlerine indirgenince bu öngörülerin isabet oranında da astronomik şekilde sapmalar meydana gelmektedir.

Bilişsel uyumsuzluk (Cognitive Dissonance) diye tabir edilen fenomen, 1967 yılında Leon Festinger tarafından İSPATLANMIŞ ve aslında “teori” olmaktan da çıkmış bir sosyal psikoloji olgusudur.

Bilişsel uyumsuzluk olgusuna göre, insanlar her zaman bildiklerine göre karar vermezler, özellikle duygusal nedenlerle verdikleri kararlar, aslında bildikleri ile bir uyumsuzluk gösterir.

İşte bu uyumsuzluğa “bilişsel uyumsuzluk” adı verilir. Bilişsel uyumsuzluk teorisi aynı zamanda seçmenin bildikleri ile gerçekleştirdiği eylem -burada oy verme davranışı- arasında bir uyumsuzluk olduğunda ortaya bilinç altında bir “rahatsızlık” duygusu çıktığını ve bu duyguyu giderme ihtiyacı duyan seçmenin verdiği kararı akla uygun hale getirmek için kendi kendini inandırma mekanizmasını devreye soktuğunu ispatlamıştır.

İşte siyasetçinin markasının seçmenin duygularına hitap ettiği yer tam da bu mekanizmanın çalıştığı yerdir. Seçmen aslında rasyonel olmayan bir karar vermiştir ve bu kararı akla uygun hale getirmek için nedenler aramaktadır. Bu nedenleri seçmene sağlayan ise markanın seçmende hissettirdikleridir.

Bu fenomen aslında basit ama günlük yaşamımızda sürekli karşılaştığımız çelişkileri açıklamak için de kullanılır.

Örneğin, geliri çok az olan insanların, maddi sıkıntıya gireceklerini bildikleri halde, en pahalı cep telefonunu banka kredisiyle satın alması ve bunu akla yatkın hale getirmek için o markanın kendine hissettirdikleri ile bu rahatsızlığı gidermesi gibi.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Analizin başlığı olan sorumuzun cevabına gelince…

Neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Çünkü siyaset yapmak ile siyaseti bilmek aynı şey değildir…


Doğru profesyonel destek için bizimle irtibata geçiniz

E-Mail : [email protected]

Telefon : 0 (212) 232 42 44

Siyasi Danışmanlık
Share this article with your professional network: