Yerel Seçimi Kaybettirecek 5 Hatalı Varsayım Hangileridir?

QU4TRO Siyaset Stratejileri’nin dünyada ve Türkiye’de yürüttüğü 100’ün üzerindeki siyasi kampanyanın sonuçlarından elde ettiği en önemli çıkarım nedir diye soracak olursanız cevabımız ; “Seçimleri reklamlar, mitingler, tanıtımlar değil stratejiler kazanır” olurdu. Zaten sürüp giden ittifak tartışmalarının da temelinde bu gerçek yatmaktadır.

Peki, seçimlere giderken yürütülen çalışmaların doğru stratejilere dayanıp dayanmadığını anlamanın yolu nedir ?

QU4TRO’nun seçim kampanyası tecrübeleri, seçim çalışmalarının başarısının izlenen stratejilerin dayandırıldığı “Ön Kabullerin” yani “Varsayımların” doğruluğu ile direkt orantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Daha net bir şekilde ifade edecek olursak, seçime giderken yapacağınız hatalı varsayımların bedeli seçimi kaybetmek olacaktır.

Bu kapsamda, sürdürmekte olduğumuz saha çalışmalarında en sık gördüğümüz , uygulandığı takdirde seçimi kaybettirecek 5 hatalı ön kabulü sizin için derledik.

HATALI VARSAYIM-1 : “EKONOMİ KÖTÜ GİDİYOR, İKTİDAR PARTİSİNİN ADAYI ZATEN OY KAYBEDECEKTİR

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, umut iyi bir şeydir, ama asla bir strateji değildir. Krizin derinleşeceğini ve bu durumun seçmenin oy verme tercihlerinde bir kırılmaya yol açacağını düşünerek, bu varsayımı sanki gerçekleşmesi kesin bir vakıa olarak ele almak, en hafif tabiri ile 16 yıldır Türkiye’de yapılan seçimlerden hiç bir sonuç çıkaramamış olmak demektir.

Umut Bir Strateji Değildir !

Eylül 2018 itibarı ile saha çalışmalarımızdan edindiğimiz seçmen davranış analizleri bizlere, kriz algısının yüksek olduğu dönemlerde Türk seçmeninin güce yönelme eğiliminin arttığını göstermektedir.

Krizin derinleşmesi, özellikle orta ve alt gelir gurubunda bulunan seçmende “Mevcut belediye başkanının değişmesi, bizi bu zor günlerde ayakta tutan sosyal yardımlarımızın kesilmesi anlamına gelir” düşüncesini hakim kılmakta ve oy tercihini değiştirmekte büyük endişe sebebi olmaktadır.

Bu seçmen psikolojisi aynı zamanda, iktidar partisinin adayları için de etkili bir siyasi kaldıraç vazifesi görmektedir. “Ülkede ekonomik güçlükler olabilir ama beni seçerseniz kriz sizin şehrinize, mahallenize uğramaz” söylemi seçmen üzerinde hali hazırda önemli etki göstermektedir.

Seçmenin oy verme davranışlarını etkileyen 2 motivasyon unsuru vardır :

  • Endişe ve
  • Umut

Kriz algısının yüksek olduğu zamanlarda endişe ağır basar ve seçmen, eldeki bir kuştan olmamak için sadece vaatten ibaret olan daldaki 2 kuştan kolayca vazgeçer.


BAŞKAN ADAYLARININ SAHA EKİPLERİNİ NASIL EĞİTİYORUZ ?

 


HATALI VARSAYIM-2 : “ADAYIMIZI GEÇ AÇIKLARSAK SEÇİME YIPRANMADAN GİRER

Diğer bir hatalı ön kabul ise “önce onların adaylarını görelim, biz ona göre eldeki en uygun adayı belirleriz, böylece hem adayımızı yıpratma zamanı bulamazlar hem de rakibe göre aday belirmemiş oluruz”  düşünce tarzıdır.

Belki henüz duymamış olabilirsiniz diye sizlere bir kez daha hatırlatmak isteriz ki iktidar partisi tüm seçim çevrelerinde adaylarını çoktan açıkladı. O adayların hepsi de Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Seçmenden sahada edindiğimiz izlenimler şunu göstermektedir ki, iktidar partisinin kimi aday gösterdiğinin hiç bir önemi ve ehemmiyeti yoktur. Seçmen tüm adaylara Sayın Cumhurbaşkanı’na oy vermek istediği için oy verecektir veya vermek istemediği için oy vermeyecektir.

Kısaca ifade etmek gerekirse, muhalefet partilerinin tüm adaylarının bütün seçim çevrelerindeki rakibi seçmen nezdinde zaten bellidir.

Muhalefet partilerinin adaylarını geç açıklamaları iktidar partisi adayları için o kadar büyük bir avantaj sergiler ki, seçimi kimin kazanacağı neredeyse zaten önceden belirlenmiş olur.

Çünkü, yerel seçimlerde özellikle İzmir hariç büyük şehirlerde çoğunluğa sahip olan iktidar partisinin yeni seçmen kazanmak gibi bir endişesi veya çabası olmayacaktır. Mevcut seçmen tabanını koruması ona zaten seçimi kazandırır. Asıl zamana ihtiyacı olan, asıl suyun akışını tersine çevirmek zorunda olan muhalefet adaylarıdır.

Yıpranma meselesine gelince; yıpranmaktan çekinen, yıpranmak konusunda geçmişine güvenmeyen adayların bu yarışa girmesini tavsiye etmeyiz. Çünkü, zaten eğer haklılık payı yoksa, doğru değil ise yapılacak olan yayınların seçmen nezdinde bir karşılık bulması imkansızdır…Ama haklılık payı olan ithamlar seçmende derhal karşılık bulacaktır. Kaldı ki, adayların muhtemel asılsız iddiaları çürütmek için bile zamana ihtiyaçları olacaktır. Zamana sahip olmak, her hal ve karda, geriden gelen adayın lehinedir.

HATALI VARSAYIM-3 : “KENDİ SEÇMENİMİZ BİZE YİNE OY VERECEKTİR, ÇÜNKÜ OY KULLANMAMAK RAKİP PARTİYE OY VERMEK ANLAMINA GELİR

İşte iktidar partisi için ekonomik şartların seçim sandığına yansımasını tam da bu noktada göreceğiz. Bu ön kabul ayrıca muhalefet partilerinin de seçmende yarattığı büyük hayal kırıklığının ete kemiğe bürüneceği yer olacaktır.

Sahada görüştüğümüz seçmenden Kars’tan Edirne’ye kadar ekonomik durumdan memnun olanı yok..Fakat iktidar partisi seçmeninden aldığımız tepkilerin ekseriyeti “kurtarırsa yine AKP kurtarır” görüşü etrafında toplanmaktadır. Seçmen davranışları analizlerimiz, bir kısım seçmenin ekonomik duruma tepkisini siyasetin tümüne kızarak, yani sandığa gitmeyerek gösterme eğiliminde olduğunu işaret etmektedir.

Fakat muhalefet partilerine oy vermiş seçmenin sandığa gitme motivasyonundaki durum, 24 Haziran seçimleri akşamı yaşananlar ve sonrasında ortaya çıkan iç çekişmeler sonucunda alarm verici seviyede kötüdür.

Bunun en yaygın sebebi, muhalefet partilerine oy vermiş seçmenin, kendini ait hissettiği partiye olan kızgınlığının ötesinde, siyasete olan inancını toptan kaybetmiş olmasıdır.

Türkiye’de siyaset bitmiş, oy vererek bir şey değiştiremediğim gibi sürekli olarak kandırıldım ve kullanıldım, bu yüzden ölsem de sandığa gitmeyeceğim

Türkiye’nin her tarafında karşılaştığımız işte bu tepki, muhalefet partilerinin bu yerel seçimlerde asıl darbeyi kendi seçmeninden yiyeceğini şimdiden göstermektedir.



HATALI VARSAYIM-4 : “ADAY GÖSTERİLMEM YETER, ÖRGÜT/TEŞKİLAT ZATEN BENİM SEÇİM KAMPANYAM İÇİN ÇALIŞACAKTIR

Bu hatalı ön kabulün bu güne kadar kaç seçimin kaybedilmesine yol açtığını biz sayamadık, siz saydıysanız bir kenara not edin, o sayının Mart ayında önemli ölçüde artış gösterdiğine şahit olacaksınız.

Bu ön kabul, hem iktidar partisi adayları hem de muhalefet partisi adayları için geçerlidir ama iktidar partilerinde seçimin kazanılması bireysel beklentilerin gerçekleşmesinde direkt etkili olduğu için daha az etkilidir.

Belediye başkan adayı olarak halen bir saha ekibi oluşturup seçmen angajmanı konusunda eğitimlerini tamamlatarak sahaya indirmediyseniz, bu seçimi büyük ihtimalle kaybetmekte olduğunuzu ifade edelim. 

Çünkü hem parti içi hem de parti dışı rakipleriniz bu konuda mesafe katetmiş durumdalar.

Hangi partide, hangi konumda olursa olsun, hiç kimse bir başkası için durduk yere canla başla çalışmaz. Hem örgütlerin/teşkilatların hem de gönüllü saha ekiplerinin bu çalışmaya ikna edilmesine ve motive edilmesine ihtiyaç vardır.

Sizler dava insanlarısınız gidin çalışın, bu sizin göreviniz” cümlesi bir motivasyon cümlesi değildir !

İnsanların kendi özel zamanlarından vakit ayırarak sizin için çalışması, tamamen sizin seçimi kazanacağınıza olan inançlarına bağlıdır.

Bu inanç da onlara seçimi kazanmayı ne kadar istediğinizi söylemeniz ile değil, göstermeniz ile oluşur.

HATALI VARSAYIM-5 : “BEN SEÇİMLERE ZATEN HAZIRIM, REKLAMCILARLA ANLAŞTIM, KAMPANYAMI YAPACAKLAR

Adaylar seçim kaybetmenin acısını en çok bu yanlış ön kabul ile hareket ettikleri zaman hissederler. Çünkü maddi imkanlar zorlanarak yapılan seçim harcamaları arasında en büyük kalemi oluşturan reklamlar ve mitinglerin aslında sonucu hiç bir şekilde değiştirici etkisi olmadığını ancak seçimin bitiminde anlarlar.

Sizlere bu durumu 24 Haziran seçimlerinde yapılan harcamalar üzerinden açıklayalım…

24 Haziran seçimlerinde, hazine yardımları, halkın bağışları ve milletvekili adaylarından alınan adaylık bedelleri de dahil olmak üzere AKP-MHP-CHP-İYİ PARTİ-HDP-SP’den oluşan 6 siyasi partinin kullanımına sunulan kaynak toplam 1 milyar 360 milyon TL olarak hesaplanmaktadır. Bu kaynağın yaklaşık 860 milyon TL’sini Cumhur İttifakı, 446 milyon TL’sini Millet İttifakı, geri kalanını da diğer partilerin kullandığı tahmin edilmektedir.

Peki, bu kadar muazzam bütçelere rağmen yapılan tüm miting, TV reklamları, PR çalışmaları, yazılı görsel materyallere rağmen 24 Haziran sonucunda ne olmuştur ?

16 Nisan referandumunda elde edilen %52-%48’lik sonuç, neredeyse aynen tekrar ederek %53-%47 halini almıştır…

Reklam yapmak, siyasi kampanya yapmak demek değildir

Çünkü, reklamı rakibiniz de yapar…Hatta elde mevcut basın-yayın imkanları ve bütçeler ile sizden kat kat daha iyi yapar. Muhalefet partisi adayları için reklam ile yarışa girmek, Murat 124 ile Formula-1 yarışına katılmak anlamına gelir.

Seçimlerde asıl başarıyı getiren farklılaştırma stratejisi ile oluşturacağınız seçim kampanyanızdır.

Unutmayın, dünyada seçim kaybetmek kadar kolay bir şey yoktur…

Ama yine de karar sizin, sizden öncekilerin izlediği yolu izleyip “yanılarak öğrenme” deneyimini yaşamak her zaman mümkündür.


E-Posta : info@quatrostrategies.com

Telefon : 0 (212) 232 42 44

Share this article with your professional network:

Powered by MaviKelebek