Neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Sizce seçimlerde sandık başarısını sağlayan faktör nedir?

Gerçekleştirilen miting sayısı? Polemiklerden başarı ile çıkma oranı? Seçim şarkısı? Giydirilip sokaklarda gezdirilen araç sayısı? Asılan bayrak ve poster miktarı? Dağıtılan onbinlerce broşür? Ekonomik ve sosyal haklar üzerinden verilen vaatler? Siyasi rakibin ne kadar başarısız ve yetersiz olduğunun tekrarlanması? Meşhur “Kapı Kapı Dolaşacağız” düsturu?

Eğer yerel seçimlere bu faaliyetleri odak alarak hazırlanıyor ve kampanyanızı bu şekilde planlıyorsanız, siyasetin Türkiye haritasında yer alan renklerde bir değişiklik sağlamanızın oldukça güç olduğunu şimdiden belirtelim. Hatta ve hatta, 24 Haziran sonrası oluşan seçmen psikolojisi göz önünde bulundurulduğunda mevcut renklerin başka renklere dönüşmesini engellemek bile oldukça zorlaşacaktır.

Peki, onca emeğe, harcanan finansal kaynaklara, gösterilen çabalara rağmen neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Marka siyaseti : Eldeki kuş ile daldaki kuş ikilemini çözmenin anahtarı

Seçimler ve seçmen psikolojisi ne kadar karmaşık parametrelere dayansa da aslında özellikle siyasi seçimlerde seçmenin nihai kararını dayandırdığı tek bir parametre vardır:

Elimdeki 1 kuş mu iyi, daldaki iki kuş mu? Daldaki 2 kuşu tercih ederim ama onların elime geçmesinin bir garantisi yok…Bununla birlikte, elimde zaten iyi kötü idare eden 1 kuş varken neden daldaki 2 kuşu tercih ederek belkide elimdeki 1 kuştan da olayım?

İşte her seçimden sonra pazar akşamı açıklanan ve –artık tartışmalı olduğuna kimsenin seçmeni inandıramayacağı ve seçim yenilgisine bahane olarak öne sürülemeyecek- seçim sonuçlarının “Nasıl böyle bir sonuç ortaya çıkabilir?” diye değerlendirilmesindeki en önemli faktör, seçmenin daldaki 2 kuşu vaat eden aday ile güven ilişkisi kuramadığı için eldeki 1 kuşu tercih etmesidir.

Tahmin edeceğiniz üzere, buradaki anahtar kelime “Güven İlişkisi“dir. Seçmenle güven ilişkisi kurmanın yolu da ne mitingler düzenlemekle, ne sokakları bayrak ve posterlerle donatmakla, ne de televizyonda büyük harcamalar yaparak reklam döndürmekle sağlanmaz.

Seçmenle güven ilişkisi, uzun vadeli “Siyasi Marka Yapılandırması ve Yönetimi” ile münkün olur. Çünkü, tüketim toplumu haline gelmiş Türk toplumunda tercih konusu olabilmek için seçmenin -yani tüketicinin- size güvenmesini sağlayacak tüm değerleri kendi siyasi markanızda bulundurmanız gereklidir.

Seçmen sizi dinler ama marka değerinize göre oy verir

Evet, yanlış okumadınız…Nasıl şirketlerin, hizmetlerin, ürünlerin bir marka değeri varsa, siyasetçinin de bir marka değeri vardır. Bu marka değeri siyasetçinin aslında “Ne olduğudan” çok “Nasıl algılandığı” ile ilintilidir.

Dünyanın hiç bir yerinde seçmen rasyonel saiklerle oy tercihi yapmaz. Neredeyse tamamen subjektif kriterler üzerinden, psikolojik nedenler ile oyunu kullanır.

Sonuçta, meşhur “Kapı kapı dolaşacağım, çalmadık kapı bırakmayacağım” düsturu ile işe başladığınızda büyük çoğunlukla konuştuğunuz insanları ikna ettiğinizi düşünürsünüz…

Fakat gerçekte seçmen sizi dinler, söylediklerinize çoğunlukla “Haklısınız” şeklinde karşılık verir, ama oyunu kullanırken ne söylediğinize göre değil, ona ne hissettirdiğinize göre tercihini yapar.

Uzun lafın kısası, siyasi başarınız, siyasi markanızın bir adım bile ötesine geçemez.

“Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi” ve siyasete olan etkileri bilinmeden siyasette başarı sağlanamaz…

Anımsayacağınız üzere 24 Haziran seçim kampanyaları esnasında bir başkan adayı rakibi için “Bu şartlar altında %1 bile oy alamaması gerekir” şeklinde bir “öngörüde” bulunmuştu. Bunu da ülkenin içinde bulunduğunu iddia ettiği ekonomik şartlara dayandırmıştı. Bu öngörünün, propaganda tarafı olmakla birlikte milyonlarca kişinin, belki de bu öngörüde bulunan başkan adayının bile, gerçek görüşünü oluşturduğunu düşünmek münkündür.

Gelin görün ki, Türkiye’de siyaset bu analizin girişinde sıraladığımız miting yapma, bayrak asma, araç giydirme, seçim şarkısı çalma faaliyetlerine indirgenince bu öngörülerin isabet oranında da astronomik şekilde sapmalar meydana gelmektedir.

Bilişsel uyumsuzluk (Cognitive Dissonance) diye tabir edilen fenomen, 1967 yılında Leon Festinger tarafından İSPATLANMIŞ ve aslında “teori” olmaktan da çıkmış bir sosyal psikoloji olgusudur.

Bilişsel uyumsuzluk olgusuna göre, insanlar her zaman bildiklerine göre karar vermezler, özellikle duygusal nedenlerle verdikleri kararlar, aslında bildikleri ile bir uyumsuzluk gösterir. İşte bu uyumsuzluğa “bilişsel uyumsuzluk” adı verilir.

Yani seçmenin ekonomik durumun iyiye gitmediğini bilmesine rağmen siyasi kararını değiştirmemesi, iddia edildiği üzere seçmenin “eğitimsiz” olmasından kaynaklanmamaktadır. Bu olgu aslında geçen yüzyıldan beri çözümlenmiş bir olgudur ve asıl bu duruma şaşırmak en hafif tabiriyle “eğitimsizliktir“. Şunu hatırlatmak gerekir ki, Sayın Bülent Ecevit’in 1977’de aldığı %41.5 oyun Türkiye’si, bugünün Türkiye’sinden eğitim durumu açısından çok daha gerilerdedir. Bununla ilgili veriler Devlet Planlama Teşkilatı tarafınan yayımlanan o yıllara ait 5 yıllık kalkınma planı sonuç raporlarında görülebilir.

Bilişsel uyumsuzluk teorisi aynı zamanda seçmenin bildikleri ile gerçekleştirdiği eylem -burada oy verme davranışı- arasında bir uyumsuzluk olduğunda ortaya bilinç altında bir “rahatsızlık” duygusu çıktığını ve bu duyguyu giderme ihtiyacı duyan seçmenin verdiği kararı akla uygun hale getirmek için kendi kendini inandırma mekanizmasını devreye soktuğunu ispatlamıştır.

İşte siyasetçinin markasının seçmenin duygularına hitap ettiği yer tam da bu mekanizmanın çalıştığı yerdir. Seçmen aslında rasyonel olmayan bir karar vermiştir ve bu kararı akla uygun hale getirmek için nedenler aramaktadır. Bu nedenleri seçmene sağlayan ise markanın seçmende hissettirdikleridir.

Bu fenomen aslında basit ama günlük yaşamımızda sürekli karşılaştığımız çelişkileri açıklamak için de kullanılır. Örneğin, geliri çok az olan insanların, maddi sıkıntıya gireceklerini bildikleri halde, en pahalı cep telefonunu banka kredisiyle satın alması ve bunu akla yatkın hale getirmek için o markanın kendine hissettirdikleri ile bu rahatsızlığı gidermesi gibi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Analizin başlığı olan sorumuzun cevabına gelince…

Neden her seçim çalışması sandık başarısı getirmez?

Çünkü siyaset yapmak ile siyaseti bilmek aynı şey değildir…


İletişim bilgilerimizi kullanarak bizimle irtibata geçmeniz durumunda, sizlere yerel seçim çalışmalarımız hakkında detaylı bilgi sunmaktan mutluluk duyarız.

E-Mail : info@quatrostrategies.com

Telefon : 0 (212) 232 42 44

 

 

Share this article with your professional network:

Powered by MaviKelebek